Telmeli Fedakar Öğretmen Hilal Aydın

Gümüşhane Şiran Telme’nin adını sürekli yetişmiş insanlarıyla duyar olduk.

Gümüşhane Şiran Telme’nin adını sürekli yetişmiş insanlarıyla duyar olduk.Ülkesine faydalı bireyler çıkaran Telme; çevresine katma değer katan bireyler yetiştirmeye her daim devam ediyor.Bugün de köyüne ışık saçan bir öğretmeniyle duyulur oldu Telme.Hilal öğretmenin İstanbul’dan Telme’ye uzanan hikayesi bu.Gelin hikayesini ve yaptığı o güzel çalışmaları kendi ağzından dinleyelim. Ben Hilal Aydın, Seyit ve Nermin’in kızıyım. Gümüşhane-Şiran-Telme Köyü, 1997 doğumluyum. Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilgisi Öğretmenliği bölümünden bu yıl mezun oldum.21 yıl İstanbul-Tuzla’da ikamet ettim.3 aydır ise  memleketimdeyim. Üniversite tercih dönemimde hocamın ; “bir gün yıkılacak binalar inşa etmek yerine, nesil inşa etmeyi neden düşünmüyorsun?” sorusuyla başladı benim hikayem. Atanma zorlukları ve yükselip kariyer yapma imkanı olmadığı için ilk etapta öğretmenliğe negatif yaklaştım. Ancak mevzu en iyi bölümlerde okumak değildi, istediğin bölümü okuyup mesleğini en iyi yapanlardan olmaktı. Bu düşünceler doğrultusunda öğretmenliği gerçekten istediğime karar verdim ve mühendislik düşüncelerimden sıyrılarak öğretmenliği tercih ettim. Üniversitemin son yılında ailem, hayvancılık yapmak üzere memleketimize göç etti. Yarıyıl tatilinde kardeşimle birlikte ailemizin yanına gittik. Köyümüzdeki çocuklarla vakit geçirme isteği, kesinlikle annemin teşvikleri ve babamın maddi-manevi destekleriyle bir organizasyon düzenledik. Bu organizasyonda çay içtik, muhabbet ettik, Cafer Aydın sazı eşliğinde türkü söyledik ve en önemlisi de dernek yönetimimizin yolladığı kitaplar arasından kendimize hitap edenleri seçtik ve kitap okuma günü için sözleştik. İlk buluşmamıza kitap okuma günleri, münazaralar, işaret dili eğitimimiz, gezmeler, cami buluşmalarımız ve sohbetlerimiz, film geceleri, büyüklerimizin ziyareti, fidan dikimi, futbol ve voleybol maçları, tabu oyunu, köy  kelimelerinden kendimizin oluşturduğu tabu oyunu, geleneksel oyunlar, ev davetleri gibi etkinlikler eklenirken Telme’nin birlik beraberlikten doğan genç grubuna isim bulmalıyız dedik ve grubumuza TÖH yani ‘Telme Özel Harekat’ ismini verdik. Her daim desteğini üzerimizde bulunduran, her şeyden önce abiliğini hissettiren Alpay Yazıcı Başkanımız ve yönetimindeki gençlik kollarımız isteğimiz üzerine bizim için tenis masası aldılar. Ekibimizden Fatma Uzun, Gümüşhane’de düzenlenen masa tenisi turnuvasında bizi temsil ederek gururlanmamızı sağlarken, biz de köyümüzde masa tenisi turnuvaları düzenlemeye başladık. En az yapmış olduklarımız kadar güzel, yapacağımız etkinliklerin de taslaklarını hazırladık. Bu çalışmaları Yusuf Aydın kardeşimizin başkanlığı, Aysima Yazıcı kardeşimizin başkan yardımcılığı görevleri ile daha planlı bir şekilde ilerletiyoruz. TÖH olarak amacımız; birbirinin derdiyle hemdert olabilen, samimi ve güven dolu bir ortam oluşturarak daimi birlik ve beraberlik sağlamak.. Omuz omuza verip İslamı yayan Peygamberin ümmeti, omuz omuza verip topraklarını genişleten ecdadın torunları olarak biz de omuz omuzayız.. TÖH için hayallerimiz, Telme’nin ötesinde.. Biliyorum ki her çocuk, gerekli fırsat ve değer verildiği takdirde gurur kaynağımız olabilecek potansiyelde. İmkansızlıkları aşabilen, mücadeleyi tanıyan, saymayı da sevmeyi de bilen, umut dolu gelecek her biri…Bana bu inancı veren gençlerimizden bahsetmek istiyorum.İlk pogramlarımızın birinde, sayımızın azaldığını görüp üzüldüğüm dakikalarda, koşar adım yanıma gelip ‘ineklerin su içme saati gelmişti, gidip hemen geldik abla, bir şey kaçırmadık değil mi’ diyerek gözlerimin dolmasına sebep olan sorumluluk sahibi gençlerden..Kitap okuma saatine gittiğimde ellerim dolu olduğu için kapıyı açamadım. ‘İçeriden ses gelmiyor, acaba gelmediler mi’ düşüncesiyle odaya girdiğimde, kitap okumaya başladıkları için çıtını çıkarmayan gençleri gördüğümde,  çok değerli olduklarına inancım daha da arttı. Bazıları, tartışmalı olmalarına rağmen TÖH için gururlarını yenip iyi anlaşacaklarının sözünü verdiklerinde gücümüzü hissettim. Gördüm ki biz ‘bir’ olmayı başarabilmişiz. Buna, tatile gitme fırsatı varken “TÖH’ ü bırakmam” diyerek köyden ayrılmamaları da kanıt olabilir sanırım. Biz birlikte ödev de yaptık, tarladan geldiğimiz zaman birlikte yorgunluk çayı da içtik, öyle hatır dolduk ki ‘asla yapmam’ dedikleri şeyleri bile Hilal Ablaları istediği için yaptılar. Bu birlik beraberlik içerisinde fırsat eksikliklerini aşmanın da daha kolay olduğunu gördük. Mesela el ele verip tahtalardan kale, kireçten saha sınırları çizip futbol maçları yaptı bu gençler.. Çocuklardan bahsederken asıl kahramanlarımızı da unutmamak gerekir. “Senin yanındalarsa, istediğin yere götürebilirsin Hilal” cümleleriyle güvenlerini hissettiren ‘ailelerimiz’.. Onların destekleriyle varız. Şimdi söyler misiniz, aile rızasıyla, yeri geldiğinde kazma kürekle çalışan, yeri geldiğinde eline kitabını alıp okuyan, yeri geldiğinde camide namaz kıldıran, yeri geldiğinde gülüp eğlenen bu gençlerimizin potansiyellerini yok sayabilir miyiz? Her çocuğu bir renk olarak düşünürsek; benim yaptığım, zaten güzel olan renkleri biraraya getirerek bir resim ortaya çıkarmak aslında. Her çocuk bizim resmimizin yapıtaşı olacak ise, o boyaların güzelliğinden sorumlu olanlar da elbette ki biziz. Onlar on yıl sonrasını düşünüp fidan diktiler, biz ise yüz yıl sonrasını düşünüp insan yetiştirmeliyiz. Bunu da eleştirilerle, sürekli konuşmakla değil, elimizi taşın altına koyarak yapmalıyız. Tabii ki tek sorumluluğumuz da geleceğimiz değil. Yaşamadan öğrenebildiğimiz tecrübelerin adı, geçmişimiz, büyüklerimizden de sorumluyuz. Gözlerindeki yıpranmışlığın yerine mutluluk getirip kalplerini şenlendirmek, yardımlarına koşmak gibi sorumluluklar.. Tıpkı bir zamanlar onların bizim bir gülüşümüz için fedakarlıkla verdikleri mücadeleler gibi… Bu anlamda büyüklerimizin değerini biliyoruz ve TÖH olarak büyüklerimizle sık sık biraraya gelmeye çalışıyoruz. Gücümüz ne sadece gençlerden ne de büyüklerimizden geliyor. Gücümüz; genci, yaşlısı, İstanbul’u, Gümüşhane’si demeden “Telme” adı altında buluşabiliyor olmaktan geliyor. Bir yerde güçten, beraberlikten, başarıdan söz ediliyorsa bilinmelidir ki bu uğurda verilmiş mücadeleler vardır. Ben, mücadelelerimizdeki gücü; çocukların gözlerindeki sevgiden alıyorum, sevmekle arasına duvar örmüş insanların sevimsiz sözlerine sağır olarak.. Çünkü ben bir öğretmenim.. Öğretmenlik ise bir ‘iş’, parası düşünülerek yapılacak bir ‘meslek’ değil, bir “yaşam biçimi”dir. Severek öğretebilme, öğretirken sevdirebilme gayesidir; çünkü öğretmenlik, sevme sanatıdır. Aksini savunanlar olsa da doğusu şudur ki ;” iyiler, elbette ki kazanır ve sevgiden daha güçlü hiçbir kuvvet yoktur.”Biz sevdik, pişman değiliz, tavsiye de ediyoruz..